
Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihinde aldığı kararlar sonrasında çok sayıda yatırım fonunun tasfiye sürecine alınması, yatırımcılar açısından önemli soru işaretlerini beraberinde getirdi. Özellikle 17 Eylül tarihinde satış emri verenler ile para piyasası fonlarında (PPF) yatırımı bulunan kişiler açısından satış emirlerinin durumu ve tasfiye sürecinde yapılacak ödemeler önem taşıyor.
Bunun yanında, satış emrini zamanında verdiği halde emri sisteme geç iletilen yatırımcıların uğrayabileceği zararlar ayrı bir hukuki sorun oluşturuyor. Bu nedenle süreçte SPK kararları, aracı kurum kayıtları ve TEFAS üzerinden gerçekleşen emir iletim sürecinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
SPK'nın açıklamasına göre 2025 yılının son çeyreğinden itibaren özellikle bazı serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden düşük fiili dolaşıma sahip paylarda ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketleri gözlemlendi. Kurul, yapılan düzenlemelerin yatırımcı tasarruflarının korunması, şeffaflığın artırılması ve fonlar üzerinden manipülasyon imkânının sınırlandırılması amacı taşıdığını belirtiyor.
Bknz: SPK – Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenleme Sürecine İlişkin Açıklama
Fonun tasfiye edilmesi, yatırımcının fondaki parasının doğrudan kaybolduğu anlamına gelmiyor. SPK'nın 17 Eylül tarihli bültenine göre fon portföyündeki finansal varlıklar yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek nakde dönüştürülecek. Elde edilen nakit ise belirlenen dönemlerde yatırımcıların bireysel saklama hesaplarına, sahip oldukları katılma payları oranında aktarılacak.
SPK'nın 17 Eylül 2026 tarihli ve 2026/61 sayılı bülteninde yatırımcılar açısından önemli bir saat ayrımı bulunuyor.
Buna göre ihbarlı fonlarda 17 Eylül 2026 saat 13.30'dan sonra iletilen katılma payı iade talimatları tasfiye esasları kapsamında bulunuyor. Para piyasası fonlarında ise farklı bir düzenleme mevcut.
Bu nedenle 17 Eylül'de satış emri veren yatırımcı açısından yalnızca emrin hangi saatte verildiği değil, emrin sisteme hangi saatte iletildiği de önem taşıyor.
SPK ayrıca TEFAS üzerinden satış emri verilmiş ancak gerçekleştirilememiş iade talimatları için özel bir düzenleme yaptı. Bu talimatlardan kaynaklanan tutarların fon hesabına borç kaydedilmesi ve fon varlıklarının nakde dönüştürülmesiyle elde edilen paradan öncelikli olarak ödenmesi öngörülüyor.
Ayrıca gerçekleşmemiş emirler konusunda MKK ile tasfiyeyi yürüten bankalar arasında mutabakat yapılması da SPK kararında açıkça düzenlenmiş durumda.
Para piyasası fonlarında 13.30 saati doğrudan uygulanmıyor.
SPK kararına göre PPF'lerde fon izahnamesinde belirtilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatları tasfiye esasları kapsamında değerlendiriliyor.
Dolayısıyla para piyasası fonunda yatırımı bulunan kişinin durumunu belirlemek için üç hususun birlikte incelenmesi gerekiyor: yatırımcının satış emrini verdiği saat, emrin sisteme iletildiği saat ve ilgili fonun izahnamesindeki gün sonu valör atlama saati.
Bu ayrım özellikle 17 Eylül günü satış emri veren PPF yatırımcıları açısından önem taşıyor.
Sürecin hukuken en önemli tartışmalarından biri burada ortaya çıkabilir.
Yatırımcı satış emrini ilgili süre dolmadan banka veya aracı kurum üzerinden vermiş olmasına rağmen emir sisteme daha sonra iletilmiş olabilir. Böyle bir durumda yatırımcının tasfiye kapsamında kalması veya beklediğinden daha düşük bir tutar elde etmesi halinde aracı kurumun hukuki sorumluluğu gündeme gelebilir.
Ancak her gecikmede doğrudan aracı kurumu sorumlu kabul etmek doğru değildir. Gecikmenin;
kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi gerekir.
Bu nedenle hukuki değerlendirmede asıl soru, “Yatırımcı emri ne zaman verdi ve bu emir neden zamanında sisteme iletilmedi?” olacaktır.
Tasfiye kapsamındaki fonların varlıkları bir anda ve herhangi bir fiyat üzerinden satılmayacak. SPK, varlıkların yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları dikkate alınarak nakde dönüştürülmesini öngörüyor. Elde edilen nakit de belirlenen ödeme planı kapsamında yatırımcılara payları oranında aktarılacak.
İlk düzenlemede tasfiye için en fazla üç aylık süre öngörülmüşken bu süre daha sonra 6 aya çıkarıldı. SPK ayrıca bu değişikliğin tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini, amacın fon varlıklarının piyasa koşulları dikkate alınarak mümkün olduğunca uygun şartlarda satılmasına imkân sağlamak olduğunu açıkladı.
Bknz: SPK – Tasfiye Konusu Fonlara İlişkin Süre Düzenlemesi
Tasfiye kararının bulunması tek başına yatırımcının tazminat hakkı bulunduğu anlamına gelmez. Her yatırımcının durumu ayrı değerlendirilmelidir.
Özellikle satış emrinin zamanında verilmesine rağmen aracı kurum veya sistem kaynaklı bir gecikmeyle geç iletildiği durumlarda kusur, zarar ve illiyet bağının belirlenmesi gerekir.
Bu noktada yatırımcının emir verdiği tarih ve saati gösteren kayıtları, ekran görüntülerini, işlem belgelerini, SMS ve e-posta bildirimlerini ve aracı kurumla yaptığı yazışmaları saklaması önemlidir.
Yatırımcının zamanında gerçekleşmesi gereken satıştan elde edeceği tutar ile tasfiye sonucunda fiilen elde ettiği tutar arasında bir zarar ortaya çıkarsa, bu zararın emir iletimindeki kusurdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ayrıca araştırılabilir.
Olası tazminat davalarında en önemli delillerden biri elektronik emir ve sistem kayıtları olacaktır.
Mahkeme tarafından aracı kurumun emir kayıtları, işlem zamanları ve sistem logları ile gerekli görülmesi halinde TEFAS/Takasbank kayıtları getirtilerek incelenebilir. SPK'nın gerçekleşmemiş emirlerin MKK ve ilgili bankalar arasında ayrıca mutabakata tabi tutulmasını öngörmesi de bu kayıtların önemini ortaya koyuyor.
Sermaye piyasası ve bilişim sistemleri konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla emrin aracı kuruma hangi saatte ulaştığı, sisteme ne zaman aktarıldığı, gecikmenin nerede meydana geldiği ve emir zamanında iletilmiş olsaydı işlemin hangi koşullarda gerçekleşeceği araştırılabilir.
Böylece aracı kurum, emir iletim sistemi ve süreçte yer alan diğer kuruluşların kusur durumları ayrı ayrı değerlendirilerek yatırımcının gerçek zararının bulunup bulunmadığı belirlenebilir.
Özellikle 17 Eylül tarihinde satış emri veren yatırımcıların öncelikle kendi işlem kayıtlarını kontrol etmesi gerekir. Emrin verildiği saat ile gerçekleşme veya sisteme iletim saatinin mümkün olduğunca belgelenmesi önemlidir.
Aracı kurumdan yazılı olarak emrin alınma ve sisteme iletilme zamanlarının sorulması, mevcut ekran görüntülerinin ve bildirimlerin saklanması, gerektiğinde elektronik kayıtların korunmasına yönelik hukuki yollara başvurulması düşünülebilir.
Tasfiye sonucunda yatırımcıya yapılacak ödeme de ayrıca takip edilmelidir. Çünkü olası bir tazminat talebinde yalnızca bir gecikmenin varlığı değil, bu gecikme nedeniyle yatırımcının somut olarak ne kadar zarara uğradığının da ortaya konulması gerekecektir.
17 Eylül 2026 tarihinde alınan fon tasfiye kararlarında bütün yatırımcıların hukuki durumu aynı değildir.
İhbarlı fonlarda 13.30 sınırı, para piyasası fonlarında ise izahnamede belirtilen gün sonu valör atlama saati önem taşımaktadır. TEFAS üzerinden verilmiş ancak gerçekleştirilememiş iade talimatları için de SPK tarafından özel ve öncelikli bir ödeme mekanizması öngörülmüştür.
Satış emrini zamanında verdiği halde emri geç iletilen yatırımcılar açısından ise gecikmenin nerede meydana geldiğinin belirlenmesi gerekir. Aracı kurum ve ilgili sistem kayıtlarının incelenmesi, teknik bilirkişi raporu alınması ve kusur, zarar ile illiyet bağının tespit edilmesi, açılabilecek tazminat davalarının temelini oluşturacaktır.