
Bu makale, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde mücbir sebep kavramının hukuki niteliğini, uygulanma koşullarını ve sözleşme ilişkilerine etkilerini akademik bir perspektiften ele almaktadır.
Türk Borçlar Kanunu'nda mücbir sebep kavramı doğrudan tanımlanmamış olmakla birlikte, öğreti ve Yargıtay içtihadı bu kavrama ilişkin kapsamlı bir çerçeve oluşturmuştur. Genel kabul gören tanıma göre mücbir sebep; borçlunun faaliyet alanı dışında ortaya çıkan, öngörülemeyen ve önlenemeyen bir olay olarak nitelendirilmektedir.
Bu tanım üç temel unsur içermektedir:
TBK m. 136, ifa imkânsızlığını düzenlemektedir. Buna göre, borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple borcun ifası imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Mücbir sebep, bu anlamda borcun sona ermesini meşrulaştıran hukuki dayanaklardan biri olarak işlev görmektedir.
Öte yandan TBK m. 137'de düzenlenen kısmi imkânsızlık halinde borç, yerine getirilemeyen kısım oranında sona ererken, geri kalan kısma ilişkin borç varlığını korur.
Mücbir sebep ile TBK m. 138'de düzenlenen aşırı ifa güçlüğü (hardship) kavramları uygulamada zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır. Temel fark şudur:
Ticari sözleşmelerde yer alan mücbir sebep kayıtlarının (force majeure clause) kapsamının genişletilmesi ya da daraltılması mümkündür. Kapsamlı bir mücbir sebep kaydı; doğal afetler, savaş, salgın hastalıklar, hükümet kararları ve siber saldırıları da kapsayacak biçimde düzenlenmelidir.
Söz konusu kayıtların bildirim yükümlülüğü, belge ibrazı ve süre gibi şekli koşulları da içermesi, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından hayati önem taşımaktadır.
Mücbir sebep hukuku, hem teorik açıdan hem de pratik uygulamada büyük bir dinamizm sergilemektedir. Sözleşme tasarımı ve yönetimi süreçlerinde bu kavrama ilişkin güncel içtihadın yakından takip edilmesi gerekmektedir.